Ok ve yay, insan ırkının besin kaynağına ulaşmak için tasarladığı zamanın ilk robotu. Bazen savunma amaçlı bazen avlanma amaçlı bazen hayatta kalma mücadelesinin o dönemde adı olan bağımsızlık mücadelesinin de sembolüdür.
Ok ve yayı elinize aldığınızda zaman içerisinde neredeyse 20.000 yıl öncesine uzanan bir yolculuğa çıkıyorsunuz demektir. Ok ve yay ilkel insan topluluklarının hayatta kalma mücadelesinde önemli rol üstlenmektedir.
Bu silah sayesinde proteince zengin bir beslenme imkanına kavuşulduğu gibi kemik, tendon, yağ ve deri gibi ham maddeler elde edilebiliyor. Bunlar kullanılarak giyinme ve barınma ihtiyaçları karşılanıyor; alet yapılabiliyordu.
Ok ve yayın kullanımına dair en erken kesin bulgular mağara duvarlarındaki neolitik döneme ait resimlerdir. Bu tarih öncesi tuvaler zamanın sanatçılarının kompozisyonlarını binlerce yıl sonrasına taşımıştır.
Bazı araştırmacılara göre yay ilk kez 15.000 yıl önce Afrika’da kullanılmıştır. Avrupa’da arkeolojik buluntu olarak kayda geçmiş en eski yaylar ise 1930’da Almanya’nın kuzeyinde bulunmuş olan Stellmar kalıntıları ve Danimarka’daki Holmegaard kalıntılarıdır. Bu iki buluntu sırasıyla 10.000 ve 8.000 yıl öncesine tarihlendirilmiştir. Holmegaard’da bulunan tipte yaylar başka arkeolojik buluntularda da ele geçmiştir. En genç kalıntılar 4.800 yıl öncesine tarihlendirilmiştir.
Sonuçta her iki yayda taş devrine ait silahlardır.
Hititlerde bu tip kısa ve uç bükümlü (recurve) yayları M.Ö. 1200’lerde geliştirdikleri hafif ve hızlı savaş arabaları ile kombine ederek hareketli ve tehlikeli bir savaş gücü oluşturmuşlardır. Tarihin bilinen ilk yazılı antlaşması ile sonlanan Kadeş savaşı M.Ö. 1296’da dönemin iki büyük devleti Mısır ve Hititleri karşı karşıya getirmiştir.
Muvatalli komutasındaki Hititler 30.000 savaşçı ile II. Ramses komutasındaki 20.000 kişilik Mısır kuvveti ile çarpışmıştır. Savaşta Mısır ordusunun neredeyse tamamı yok edilecek iken Hitit ordusunun disiplini kaybetmesi ve yağmaya girişmesi savaşın seyrini değiştirmiştir. Savaş her iki tarafta birbirlerine karşı belirgin bir üstünlük sağlayamadan sonlanmıştır.
Her hâlükârda savaş tarihinin bu kesitine damgasını vuran savaş arabaları ve üzerindeki okçular olmuştur.
Orta Çağ’da Avrupa’da şövalyeler üstün nitelikli askerler olarak bilinen ve günümüz modern ordularına bıraktıkları pek çok bilgi mirası bulunan Romalılar yayın kirişi göğse kadar çektikleri oldukça kötü bir ok atma tekniğine sahiptirler. Asya halkları ile karşılaştırıldıklarında at üzerinde sürekli hareket halinde olan ve bambaşka bir teknikle son derece hızlı ve etkili ok atabilen savaşçılar karşısında bocalamışlardır.
Ücretli Türk Askerleri XI. yüzyılda Bizans ordusunda görev yapan ücretli askerlerin büyük bir kısmı Türklerden oluşmuştur. Peçenek, Kuman ve Uzlardan oluşan bu ücretli Türk birlikleri, kendi komutanlarının idaresinde Bizans ordusu içinde savaşmıştır. Savaş zamanlarında ücretli Türk askerleri zaman içinde Bizans düzenli birlikleri hâline gelmiştir. Bizans yönetimi, ücretli Türk askerlerini, savaş taktikleri ve ok kullanma konusundaki ustalıkları nedeniyle Anadolu’ya akınlarda bulunan soydaşlarına karşı kullanmıştır. Fakat bu uygulamalar Malazgirt Savaşı sırasında kendi aleyhine işlemiş, Bizans ordusu içerisindeki ücretli Türk boyları Selçuklular tarafına geçmiştir. Orta Asya’nın konar-göçerî dünyanın en iyi askeridir.
Çünkü bu askerler yerleşik devletlerde görülen ağır donanımlı ve hareket kabiliyeti kısıtlı piyade ordularının aksine hafif silahlı ve hızlı hücum yapabilen süvarilerden oluşurdu. Konar-göçerlerin en iyi atlı süvarilere sahip ve en çok atlı süvariler de onların ordularında bulunurdu. Silahlarını günün koşullarına göre sürekli mükemmelleştirirlerdi. Konar-göçer askeri, dayanıklı, disiplinli, uyumlu ve süreklidir. Konar-göçerlerin zırh, hançer ve mızrak kullanması ve ayrıca oklarını daha uzağa fırlatmalarını sağlayan yayı geliştirmiştir. Konar-göçer ordusu dağınık bir kalabalık olmaktan öte herkesin, neyi ne zaman yapacağını iyi bildiği, birbirine yardımı ettiği bir yapıya sahiptir. Ordu ayağa kalkmış bir halk, yürüyen bir ulustur. Bu ordularda kadınlar da gerektiğinde savaşa katılırdı. Konar-göçerlerle etrafı surlarla çevrili olan güçlü şehirler zorluk çıkarmıştır . Bu durum kuşatma sanatını bilmemelerinden değil kuşatma araçlarından yoksun olmalarıyla ilgilidir (
Zaman içinde yay önemli bir savaş aracı haline gelmiştir. Ateşli silahlar yayını tahtını sarsana kadar savaş içinde etkili ve aranan silah olma özelliğini korumuştur.
Ok-yaya rivayete göre Cebrail (A.S.) aracılığıyla cennette Hz. Adem’e gelmiştir. Cebrail Yay için “Bu Allah’ın kuvvetidir.” Ok için ise “Bu Allah’ın şiddetidir” demiştir.
Dünya tarihinde ok-yayın gelişimi Atlı okçuluk ile bir kademe daha yükselmiştir. Tarihi daha eskilere dayandığı bilinse de buluntular ışığında İskitlerle başlayan Türk okçuluğunun finali de Osmanlılardadır. Osmanlı yayı sadece Osmanlı yayı değil insanlık tarihinin de yaydır.
Okçu Kavimlerin eserlerinden olan İskitlere ait Rus kurganında bulunan eşyalar Türk kültür tarihi açısından son derece önemlidir. Altın Elbiseli Adam, Mısır Firavunu Tutankamon’un mezarı’ndan sonra en çok altın bulunan mezardır. 4800 parçadan oluşan altın elbisenin Taclı başlığında tuğlar ve oklar vardı. Belindeki kemerinin solunda bir kama, sağında bir kılıç asılıydı. Başlığın alın hizasında koç, geyik ve at kabartmaları bulunuyordu. Altın Elbiseli Adam’ın yanında iki satırlık yazı, kültür tarihimizin önüne ışık tutan önemli bulgulardır. Göktürk Alfabesinin ön protipi olan bu yazı ve Altın Elbiseli Adam’ın üzerinde bulunan ayrıntılar Türklerin yaşam tarzı için önemli ip uçları vermektedir. Bu muhteşem buluntular, muazzam yapılan ok-yay ve görsel tasarımların muhakkak daha öncesi mevcut olmalıdır. Türk Kültürünün daha eski daha köklü bir medeniyet olduğunun da göstergesi niteliğindedir.
Asya Hunları ilk teşkilatlı Türk devleti olarak kabul edilir. En parlak dönemini yaşatan Mete Han M.Ö. 209 yılında ilk düzenli Türk Ordusunu kurmuş ve bu tarihi Kara Kuvvetlerinin de kuruluş yılı olarak kabul edilmiştir. Oğuz Kağan olarak da anılan Mete Islıklı Okun mucidi olarak kabul edilir. Çavuş oku da denilen bu oku orduya komuta etmek için ve düşmanın cesaretini kırmak amaçlı kullanmıştır. Ok fırlatıldığında deliklerden geçen hava tiz bir ses çıkarır. Bu yüzden bu oka ıslık çalan ok yada vizlayan ok adı verilmiştir.
Mete Han tarihinde Bozkır Taktiği – Kurt Kapanı olarak bilinen savaş stratejisini kullanan kişidir. Çinliler yapılan Pai-teng savaşında ilk kez kullanılan Kurt Kapanı daha sonra Malazgirt, Miryakefalon, Mohaç, Sakarya ve Dumlupınar gibi Türk tarihinin önemli köşe taşları olan bir çok savaşta kullanılmıştır. Türklere özgü bu savaş stratejisi için en önemli unsur hiç şüphe yok ki atlı okçulardır.
Atlı okçuluk, Türk’ün doğasında ve yaşantısında ayrılmaz bir parçadır. Asya Hunlarının oluşturduğu teşkilatlı yapı Asya Hunlarından sonra Çin hakimiyetine girmek istemeyen Türklerin Avrupa’ya ve farklı coğrafyalara dağılması ile farklı toplumlar tarafından taklit edilerek öğrenilmeye başlanmıştır. Çinliler, Türkler gibi hafif süvari birlikleri kullanmışlar, Romalılar Türklerin bu okçuluk sistemde örgütlenmişlerdir. Avrupalılar At koşum takımları kullanmayı öğrenmişler ve farklı medeniyetler Türkler gibi giyinip kuşanıp Türkler gibi davranmaya başlamışlardır. Göktürkler, Kutluklar, Uygurlar, Hazarlar, Bulgarlar, Avarlar gibi Türk devletleri diğer toplumları etkilemişlerdir.
Digital Arşiv için TIKLAYIN