Güreş, insanlık tarihinin en eski spor dallarından biridir ve kökleri binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Milattan önceki dönemlerde dahi farklı isimler ve kurallar altında bütün toplumlarda yapılan güreş, yalnızca bir spor dalı olarak kalmamış, aynı zamanda toplumsal karakteristiklerin ve inanç sistemlerinin bir aynası olmuştur. Günümüzde modern ve geleneksel şekilleriyle yaşatılmaya devam eden bu sporu anlamak, geçmişin izlerini de anlamak anlamına gelir.
Güreş sporu, yırtıcı ve yabani hayvanların birbirleriyle boğuşmasından esinlenerek doğmuş ve insanlar arasında bir mücadele şekline dönüşmüştür. Bu mücadele, insanın hayatta kalma çabasının bir sembolü olarak ortaya çıkmıştır. Tarih boyunca, güreşin askeri egzersizlerin bir parçası olması ve savaşçı ruhun geliştirilmesindeki rolü onu önemli kılan temel unsurların başında gelir. Eski Mısır, Mezopotamya ve Antik Yunan uygarlıklarında dahi güreşe dair kalıntılar bulunmuş, bu spora verilen değerin evrenselliği ortaya konmuştur.
Güreş, Türk toplumunda ayrı bir yer tutar. Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar uzanan Türk tarihinde, güreş sadece bir spor dalı değil, aynı zamanda bir gelenek, bir ritüeldir. Kırkpınar Yağlı Güreşi gibi etkinlikler bu geleneğin yaşatılmasının çarpıcı örneklerindendir. Kırkpınar, dünya çapında bilinen ve UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan bir etkinliktir.
Türklerde güreşin bu kadar önemli olmasının altında yatan nedenlerden biri, toplumun mücadeleci yapısı ve dayanışma ruhudur. Eski Türklerde güreş, askerlerin fiziksel dayanıklığını artırmak için uygulanan bir egzersizdi. Aynı zamanda bu spor, bireyler arasındaki dostluk bağlarının güçlenmesine de katkı sağlardı.
Güreş, Türk toplumunda yalnızca fiziksel bir aktivite olarak kalmamış, aynı zamanda kültürel bir ifade biçimi haline gelmiştir. Güreşe verilen ödüller, etkinliklerin yapıldığı meydanlar ve güreşçilerin taşıdığı unvanlar, toplumun bu spora verdiği değeri gösterir. Pehlivanlık, bir kahramanlık sembolü olarak görülmüş ve güreşçiler halk tarafından saygıyla anılmıştır.
Bugün güreş, hem geleneksel hem de modern şekilleriyle yaşatılmaya devam etmektedir. Olimpik güreş gibi modern dallarıyla uluslararası arenada rekabet edilirken, yağlı güreş gibi geleneksel biçimleri ise yerel ve bölgesel etkinliklerde popülerliğini korumaktadır. Ancak, günümüzde geleneksel güreşin görünürlülünün azalmaya başladığı bir gerçektir. Bu durum, kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması için özel bir çaba gerektirmektedir.
Güreş, köklü geçmişiyle sadece bir spor dalı değil, aynı zamanda bir kültürel değerdir. Toplumların mücadele ruhunu, dayanışma geleneğini ve tarihsel birikimini taşıyan bu spor, bizlere geçmişin izlerini göstermektedir. Türk güreşi, bu mirasın en güzel yansımalarından biri olarak varlığını sürdürmekte ve her dönemde toplumsal hafızada kendine özel bir yer bulmaktadır. Bu nedenle, güreşin geleceğinin garanti altına alınması ve genç nesillere aktarılması hepimizin sorumluluğudur.