Futbol kimileri için bir aşk, kimileri için bir hayat tarzı olmuştur. Yüz binlik beşiklerde, ne sevinçler, ne hüzünler, ne acılar yaşanmıştır.
Popülerliğinden hiçbir şey kaybetmeden günümüze kadar gelmiştir. Öyle ki tarihine baktığımızda: M.Ö. 300-200 yıllarında Çin’de oynanan “cuju” oynanış bakımından ilk futbol oyunu olarak kabul edilmektedir. İlerleyen tarihlerde dünyanın çeşitli yerlerinde oynanmaya devam eden oyun, daha sonraları modernleşme yaşamıştır. İlk olarak 1863 yılında “Futbol Birliği” tarafından modern kurallarla bezenen futbol, yıllar geçtikçe son halini almıştır. Takım sporu olan futbol, 21. yüzyıl itibari ile 200’ü aşkın ülkede 250 milyondan fazla sporcu tarafından oynanıyor.
Bu sayılar futbolu, dünyanın en popüler sporu olmaktan öteye geçiriyor. Popülerlik devreye girdiğinde sadece sporcu bazında incelemek de yanlış olacaktır. Oyunun kurallarını koyanlar, o kuralları sahada yerine getirmeye çalışanlar başta olmak üzere tesis görevlilerine kadar tam bir sektör olmuş durumda. Tabii ki olmazsa olmaz taraftarı unutmak mümkün değil. Futbolda var olan güzelliklerin başında taraftar baş tacı edilmektedir. Taraftar için oynanıyor dersek abartmış sayılmayız. Tüm güzel renklerin bir arada olmasını sağlayan taraftar, menfaat gözetmeksizin kendi sahalarında veya deplasmanlarda takımlarını yalnız bırakmayarak futbolun popüleritesini arttırarak devam ettirmektedir.
Yöneticisi, futbolcusu, taraftarı, hakemi, tesis sorumlusu derken kocaman bir sektör çıkıyor ortaya. Aktif olarak oyuncu transferleri yanında düzenlenen profesyonel ve amatör turnuvalarla ortaya çıkan futbol turizmi de ekonomilere katkı sağladığı kadar, kıtalar ve ülkeler arası ayrışmaları ortadan kaldırıyor. Yukarıda yazdığım tüm güzelliklerin yanında son zamanlarda oldukça eleştirilen ve futbolun güzelliklerine bir engel olarak “endüstriyel futbol” bazen haddini aşıyor diyebiliriz. İlk yıllarından günümüze kadar varysundan, burjuvasına kadar sempati duyulan futbolda, ekonomik yönlerinin ön plana çıkarılması ile eleştirilerin hedefi olmuştur. Aktörlerine ulaşılabilir bir spor iken şimdilerde hayranlık duyulan sporcu ve yöneticiler kazandıkları paralar ve şöhretler sebebiyle toplumdan izole edilmekte. Bu durum özellikle tüm safiyane duyguları ile futbola gönül veren asıl aktörleri “taraftarları” oldukça üzmekte.
Hatta ailelerin sosyal yapıları dahi etkilenmektedir. Eskilerde erkek çocuklarının okuyup bir doktor veya avukat olması beklenirken şimdilerde “futbol okulları” vasıtasıyla futbolcu yetiştirmek isteyen aileler ortaya çıkmakta. Yaşanan bu durumun ortaya çıkardıklarının yorumunu siz okurlarıma bırakmak istiyorum. Ancak her ne olursa olsun, hiçbir gelişme veya olumsuzluk futbola olan sevgiyi, ona olan bağımlılığı ortadan kaldırmaya yetmemiştir. Zaman gösteriyor ki yetmeyecekte…
Konumuz olan futbolun emekliliği de yok. Bir kere, bir şekilde bulaştı iseniz kopmak mümkün olmuyor. İster futbolcu, ister yönetici, ister tesis görevlisi ya da en önemlisi taraftar olun ömrünüz yettiği sürece gönlünüzdeki yeri korunuyor. Sağlığınız yettiğince, elinizden geldiğince katkı sağlamaya devam ediyorsunuz. Bugün etrafınızda birçok kurumdan emekli olan büyükleriniz vardır. Ama nedense emekli oldukları kurumlar hakkında çok sohbetler konu edilmez. Eğer futbol ile alakalı bir kurumdan emekli değil ise…
Mahalle kültürünün baskın olduğu ülkemizde, mahallelerimizin ağabeyleri genelde bu işe gönül ve emek verenlerden seçilir. Onların sohbetleri ayrı bir güzeldir. Onlar konuşurken ağızlarının içine bakılır, bir bilen oldukları düşünülür, söyledikleri kayıtsız şartsız doğru kabul edilir. Eski takımlardan ve futbolculardan söz edilen sohbetler tadından yenmez. Belki de hayatımızda hiç görmediğimiz efsane futbolcuların yaptıklarını duymak, onların sahadaki ve dışarıdaki efendiliklerini dinlemek ayrı bir gurur verirdi.
Evet, gerçekten delisi olmuşluğumuz vardır. Her memleketin veya mahallenin futbol takımının bir delisi olmuştur. Ya tamamen vergisi olmuştur, sonradan takıma bağlanmıştır ya da gerçekten gönül verdiği takımın peşinde bir şekilde aklını yitirmiştir. Yitirdiği o akıl ise bizlerin gönlünde yücelmiş heykeli dikilesi isimler ortaya çıkarmıştır. Bunun örneğini birçok ilin meydanlarında veya statlarının önünde görmüş bulunmaktayız.
Şehrin de sahip çıktığı ve efsaneleştirdiği bu isimler gönüllerimizin derinlerine işlemiş ve ölümsüz hale gelmişlerdir. Öyle ki, gönül verilen takımların durumlarını analiz edecek ekipler kendiliğinden kurulur daha doğrusu bir şekilde bir araya geliriz. Tüm sohbetler öyle veya böyle takıma bağlanır, yöneticiler başta olmak üzere futbolcular dâhil kimler ne yapmış, ne yapmamış kritikler havada uçuşur.
İşte futbol bizler için böyle bir şey, sadece bir spor olmanın çok ötesinde bir hayat tarzı olmuştur. Bu ahvalde futboldan uzak kalmamız da düşünülemezdi. Birçok kaynak araştırmasına rağmen, futbol masterları diğer adıyla veteranlarının ne zaman akıllara düştüğü ve var olmaya başladığı hakkında kesin bilgi sahibi olamadım. Ancak su götürmez bir gerçek dünyada ve ülkemizde ciddi bir yapılanma olmasıdır. Kurumsallaşma yönünde ciddi adımlar atan eski emektarlar olayın boyutunu da oldukça büyük tutuyorlar. Her geçen gün kurulan dernek ve kulüpler tüzüklerinde oldukça geniş söylemler dillendirmekte.
Tüzüklerinin ilk maddesinde yer alan “sosyalleşme” ne kadar açık gönüllü olduklarının göstergesidir. Bir diğer cümle ise bir o kadar çarpıcı “futbol oynasın, oynamasın tüm spor severler” diyorlar. Ülkemizde her bölgenin bir Master Federasyonu olmasının yanı sıra tüm ülkeyi kapsayan federasyonun olması da büyümenin önünü açacak yolları genişletmekte.
Türkiye’nin ilk Masterları Yaptığım birçok araştırmada dünyada ve Türkiye’de Master oluşumuna ulaşamadığımı belirtmiştim. Ancak basıma dakikalar kala gelen haber beni oldukça sevindirdi. Dünyada olmasa bile Türkiye’de ilk kurulan Masterlar derneğinin izine rastladım. Öyle ise gelin o günlerin emektarı ve oluşumun öncülerinden, sporculuk ve dernek başkanlığı yapmış, Haldun Doke’i dinleyelim.
1974 yılında değerli büyüğümüz hocamız sayın CEVAT GÖK tarafından kurulan Karşıyaka Masterler 1990 yılında resmileşip dernek statüsü almıştır. Geçmiş yıllarda futbol oynayan ya da oynamayan sporu seven kişileri bir çatı altında toplayıp sosyal kültürel ve sportif etkinlikler yaşamak anlamında kurulan dernek uzun yıllardan bu yana süre gelen Masterler camiasına bir ışık bir başlangıç yolu olmuştur. Dernek tamamen eğlence ve futbolu bırakan veya sporu seven kişilerle haftada bir gün bile olsa sahada olup spor yapmayı ve haftanın yorgunluğunu atıp bir arada olmanın mutluluğunu yaşama adına kurulmuş ve ileriki yıllarda fazla olmasa bile birkaç il takımı da bu faaliyetlere katılarak olayı daha eğlenceli duruma getirmişlerdir. Karşıyaka Masterler Derneği sonrasında Afyon, Manisa ve Antalya Masterler bu oluşuma dahil olmuş uzun yıllar bu dört dernek yılın belli aylarını paylaşarak birbirlerine gidip 2 günde olsun dostlarını görmek ve bu güzel oluşumu sonrasından gelen tüm Masterler camialarına yaymaktı ve bu böylede oldu. Artık Masterler camiaları federasyonlaşmaya kadar varacak kaliteye ve donanıma sahip olmaya başladılar. Amacın sadece spor eğlence dostluk birlik beraberlik ve paylaşımları en güzel şekilde yayılmasını sağlamak olan Masterler artık futbol federasyonuna üye olabilecek kriterleri yakalayacak seviyelere kadar gelmiştir. Uzun yıllar bende o camianın bir parçası olarak hem sporcu hem başkan olarak görevde bulundum. Bizden sonra gelecek arkadaşlarımızın önünü açmak ve derneklerin artık herkes tarafından sahiplenmesi adına 2010 yılında ayrıldım ve şimdi oradan aldığımız sporcu terbiyesi ve bilgileriyle yeni oluşum yaptığımız derneğimizde faaliyetlerimize devam ediyoruz.
Balıkesir’de Masterlar İçinde ve yönetiminde bulunduğum bu oluşum 7 senelik bir tarihe sahip. İlk senemiz kuruluş ve idman kültürünü oturtmakla geçmiş, sonraki sene TMVF (Türkiye Masterlar/Veteranlar Federasyonu) Ligi’nde mücadele ile devam etmiştir. Her kurumun yaşadığı doğum sancısı muhakkak yaşanmış ancak gönül birliği ile üstesinden gelinmiştir. Ülkedeki tüm dernek ve kulüpler gibi Balıkesir Masterlar da “sosyalleşmeyi” ve “spora gönül verenleri” bir çatı altında toplanayı hedef olarak belirlemiştir. Lakin tüm dünya gibi ülkemizin de üzerine çöken virüs karabulutları sebebiyle son iki sezonu normalleşmeyi bekleyerek geçirmek zorunda kalınmıştır. Bu bekleyiş birlik, beraberlik, dostluk ve dayanışma için futbolu kullanan masterlar tüm ülkede olduğu gibi ilimizde de virüs sonrası planlarını yapmaktan vazgeçiremiyor.
Satırlarıma, Balıkesir Masterlar Derneği başkanı Barbaros Özüpek’in konumuz hakkında ki düşünceleri ile ara vermek istiyorum. Balıkesir Masterlar Dernek Başkanı Barbaros Özüpek: “İlimizde bir gazetenin her yıl geleneksel hale getirdiği Kuva-i Milliye Turnuvasında bir araya gelen arkadaşlarımız ile başladığımız ve alınan başarılı sonuçlar ile dönüşü olmayan bir yola giren bu oluşumumuz ülke çapında yapılan Masterlar Turnuvalarına katılmaya kadar ulaştı. İlk olarak Antalya ilinde düzenlenen bir turnuvaya katılarak halı sahalardan büyük sahalara geçiş sağladık. Baktık ki dostluk, arkadaşlık, birlik ve beraberlik futbol çatısı altında zevk veriyor. O saatten sonra futbol oynasın, oynamasın sporsever tüm dostları davet ederek, ilimizi en güzel şekilde temsil etme derdine düştük. Aramızda 38 yaş üstü ve berber, tuhafiyeci, çiftçi, işletme sahibi, sendikacı, devlet memuru olmak üzere her meslekten dostlarımızla birlikte devam ediyoruz. Özetle şunu diyoruz. Futbol bizim için meslek değil, bir yaşam biçimi. Balıkesir Futbol Masterları olarak önümüzdeki günlerde diğer spor branşlarını da bünyesine katarak spor okulları sosyal platformlar hazırlamak niyetindeyiz. Daha sonra dernek olarak tüm spor camiasını bir araya getirebilmek ve lokal açma çalışmalarımız olacaktır. Son olarak şunu belirtmek istiyorum, spora gönül veren tüm dostları aramızda görmek bizlere gurur verecektir. Bugün futbol ile başladığımız bu yolculuğa her branş ve bu branşlara gönül verenler ile devam etmek istiyoruz.”
Sporun ve futbolun bu birleştirici örneklerini sergilemeye çalışan isimlerin varlığı gelecek için umut vermektedir. Futbol Masterları olarak yola çıkan tüm dostları takdir etmemek mümkün değil. Bizlere düşen de bu ve benzeri oluşumlara gerekli ilgiyi göstererek yayılmalarına destek vermektir. En azından dünyanın ve ülkemizin normalleşme süreci sonrasında ailelerimizle katılabileceğimiz bu organizasyonların toplum kültürüne katacağı değerler ile irdelenip hak ettiği yere getirilmelidir.